Bundan yaklaşık 7-8 yıl önce ailemle birlikte, Didim'de bir otele tatile gitmiştik. Beş yıldızlı, nezih bir oteldi. İnsanın içinden çıkası, çıktı mı dışarıda durası gelmiyordu. Hani al yanına sevdiğin üç şeyi, kaybettir sıradan hayattan izini, kök sal oraya ve yaşa doyasıya. İnsanın aklına fitne sokacak kadar güzel bir oteldi zira.
Açılımı Vicdansızlar Toplu Katliam Örgütü. İlk olarak ne zaman kuruldu tam olarak bilinmese de, birkaç birimden oluştuğu aşikâr. Gelin bu yazımızda, bahsi geçen örgütün tarihçesini ve iki önemli birimini inceleyelim. Bakalım, siz de bu örgüte mensup musunuz? Yoksa mezarından kalkıp gelen ruh mu sizin ruhunuz?
Ben şimdiki zamanın Pamuk Prensesi, anlatmaya dilimin varmadığı bir masalın son heveslisi... Hevesimi kırmızı elmaların içine hapsettim ve soluk soluğa bir ölüme gittim. Bir masal yarattım kendime, içine girdim düşünmeden. İçinden çıkışım hiçbir masala yakışmadı gerçekten.
Ağaç dallarına asılmış ağır hayallerim vardı. Ağacın dalları eğildi, ama kırılmadı. Pembe Ses umutlarıma şöyle bir baktı ve ekledi: "Her biri sana öyle yakın ki!"
Hector Amcam karmaşık biri sayılmazdı. Ellerini açarak konuşmaya başladığı vakit, hepimiz anlardık amacını. Elleri bir çeşit itiraftı aslında, bir tek o farkına varamazdı. Hani beden dili diye bir rivayetten söz edilir ya, işte, Hector Amcam bu dille kendini ele verirdi aslında.
O akşam üstü tüm hayaller, bir tren istasyonunda dağıtıma çıkmıştı. Bilmeyen ne çok kişi vardı: Hayatın hayalleri kime ve nerede pay edeceği asla belli olmazdı.
Karanlık dehlizlerde kaybolmuş bir yazı bu. Kimine göre hüzün dolu, kimine göre yok hiç sonu. Oysa her şey içimizde sakladığımız hastalık kadar. Ve hiç kapanmayacak ruhumuzdaki yaralar.
Çoğu zaman bilemedik aşk acısı çekenlerimiz, aşkı ölçüp tartmayı. Aşk kaç cesaret boyundaydı ve kaç ömür kadardı? Bilmek istemedik mi, yahut gidenlerin ardından gözyaşı dökmek daha mı kolaydı? Bir bilmeceden farksızdı şu aşk denilen şey, zaten kimileri onu bu yüzden itip kakardı.
"Çok kalabalık mı?" "Binlerce hayranın sabırsızlıkla seni bekliyor."
"Titriyorum."
"Her zamankinden daha iyi olacak. İnan bana."
"Gelmiş mi peki?"
"Gelmiş."
Geçenlerde izlediğim ve şu sıralar pek bi' meşhur olan filme konu Süleymaniye Camii... İstanbul'un her bir zerresine ayrı ayrı hayranım fakat beni umutlandıran Süleymaniye'nin bakıcısının hikayesi. Öyle ki o hikayeyi dinlediğimde durup düşündüm birkaç saniye. Saniye dediğime bakmayın, o kadar derin ve o kadar emin düşünmemiştim belki de, 25 yıllık ömrümde.
Ellerini yukarı kaldırıp dua etmeye başladı genç kadın. İbadet evinin duvarları belki anlayabilirdi içindekileri. Yazı beklemeye gerek yoktu ki çiçeklerinin gün yüzü görmesi için. Nasılsa soğuktan korkmuyordu. Yaza da bu yüzden gerek duymuyordu. Titremeleri geçtiği an gidecekti bu izbe yerden. O zamana kadar dua etmeliydi.
Yazmak için çılgına dönen bir kalemi, gelmeyen ilham perisi sürgüne gönderdi. Artık yazar rüyasında sevgilisini görmek yerine, ilham perisi görmekteydi.
Her gece günlük tutardı izlerim. Sayfalar dolusu yazardım, yine de bitiremezdim. Soluğunu tamamlıyordu dünya bir çırpıda. Masumiyetti geride kalan ve bizler masumduk nasılsa.
Canı sıkılıp blog yazarlığı modasına uymaya çalışanlardan değilim. Hatta uzunca zaman blog yazarlığı yapmaktan kaçtım. Bakmayın her yere kelimelerimi savurduğuma, ben yazılarımı oldum olası çok kıskanırım. Pembe Bigudi'nin oluşmasındaki asıl amaç, yazılarımla hayat bulabilmek. "Neden Pembe Bigudi?" diye soranlara da hak veriyorum. Duygusal Kızın İçli Blogu tadında birçok gamlı yaslı isim seçilebilirdi illa ki. Edebi içerikli, yazım kurallarına dikkat edilerek yazılmış yazılarla bezeli bir blog'dan öyle isimler beklenirdi değil mi? Bigudi kısmı bana kalsın, Pembe'den bahsedeyim ben. Yazmak ve pembe... İkisi de aynı huzuru getiriyor bana, ben istemeden. Düşündüm ki benim doyum almam için yaptığım işten, hem kalemim olmalı, hem de pembelerim... Burada pembe hayaller kurabilir, hayata farklı bir pencereden bakabilir, âşık olabilir, nefret edebilir, nefes alabilir, ölebilir, yeniden doğabilir ve hatta kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. Bu blog'daki yazılar, yüreklere dokunma odaklı yazılmıştır. Ayrıca, hiçbir yazı izinsiz yahut kaynak belirtmeksizin kopyalanamaz, çoğaltılamaz. Bu şartlar altında, iyi okumalar herkese. Pembe hayallerim eşliğinde, renkli hayaller edinmeniz dileğiyle!