4 Mayıs 2011 Çarşamba

İlham Perisinin Kanatları

www.tips-fb.com


Yazmak için çılgına dönen bir kalemi, gelmeyen ilham perisi sürgüne gönderdi. Artık yazar rüyasında sevgilisini görmek yerine, ilham perisi görmekteydi.





İtiraf ediyorum; az önceki kısa ama öz kahkaha bana aitti. Bilinçli kahkahalarımdan farklıydı, fark eder fark etmez iki elimle birden ağzımı kapatışım da bu yüzden zaten. İçimde özerkliğini ilan etmiş, gizli saklı bir mutluluk savruluverdi oraya buraya birden. Peki neden?

Faldan.

Şaşırmaya gerek yok. Fallar da mutlu edebilir, baktırılmış olsalar da inanılmadan. Aslında bir itirafı daha özgür bırakmak gerek bu noktada. Bu kez, çok fazla inandım ben bu fallara.

Dün geceki ilham avımdan yenik çıktım bu sabaha. Öylesine, buruk bir sabah yürüyüşü yapmaktı niyetim. Aklım ve ruhum uzun zamandır biriktirdiklerini saklayamaz olmuştu aslında, uzun zaman önce başladığım hikayemin devamını getiremiyor olmaktı derdim. Neyime güvenecektim ki? Yerinde sayan kabiliyetime mi, yazdıklarımdan utanıp kimseye okutamadığım müsvettelerime mi? Hangisine?

Hiçbirine.

İlhama ihtiyacım vardı benim.

Bir kadın yürüyordu kalabalığın arasında, soğuk Moskova caddelerinde. Elleri cebinde, sabahın köründe... Islık çalıyordu hiç de beceremediği halde. İlham saklanmış olmalıydı bir yerlerde, gözü ısırır mı umuduyla bakıyordu her bir sokağa, parka, kıyıya köşeye. Uzun zamandır kapı tokmağına dokunmayan ilhamı arıyordu, öylesine.

Bendim o kadın, en olmadık halimle. Bu ilham illeti öyle bir şey ki gelmeden düşlenemiyor en dile dolanası hayaller. Düşleyemediklerim var mıydı acaba burada bir yerlerde? Daha yakından bakmalıydım belki de.

Dedektif ruhuma eşlik eden kısık bakışlarım, daha da dikkatliydi bu kez. Elinde küre ya da iskambil kağıdı benzeri bir şeyler olan birilerini bulmalıydım elbette. Bu soğuk şehirde, sabahın köründe, pratiği eksik İngilizce'mle var mıydı başka çare? Gözümün değdiği herkeste, hayatımın falcısını arıyordum.

Birden esmer, kirli sakallı, karizmatik birine ilişti gözüm bir kafenin bahçesinde. Aheste aheste kahvaltı eden bu adam, geçenlerde baktığı falı anlatıyordu arkadaşına. Bilinmeyen bir hastalık türü keşfetmişçesine büyük bir buluştu bu benim için o anda.

"Merhaba. Fal baktırmak istiyorum da, bana yardım edebilir misiniz acaba?"

Merhaba derken öylesine emindim ki halimden, karşımdaki selam dahi vermeden, direkt sorumu yöneltme hakkı bulmuştum bile kendimde.

"Çok isterdim, ama arkadaş ortamlarında bakıyorum eğlence olsun diye. Yetenekli sayılmam. Sanırım profesyonel birini arıyorsunuz." 

Arkamı dönüp giderken, teşekkür etmeyi unuttuğumu şimdi şimdi hatırlıyorum.

Uzun sabah yürüyüşüme ilişen "eğlence falcıları"nın her biri belli ki tükenmeyecek türdendi. İnsan her gördüğü sakallıyı falcı zanneder mi? Ya da tipi astroloji kokan herkesi? Bence o an herkes falcı olmalıydı. Düşlediğim yazı; o sabah bitmeden yazılmalıydı.

Birden bir el hissettim omzumda. Güzel ve bakımlı bir yüz gülümsüyodu bana. Esmer ve karizmatik "ortam falcısı" hariç, falıma bakabileceğine inandığım herkes çirkindi oysa.

"Falcı arıyorsanız, ben seve seve yardım edebilirim."

Yok, asıl şimdi keşfettim bilinmeyen bir hastalık türünü!

"Ah! Sizi bana Allah gönderdi!"

Bir barın arka kısmında bulunan karanlık bir odaya götürdü gökten melek misali indiğini varsaydığım falcım beni. Elindeki küreyle tam olarak neler yaptığını hatırlamıyorum şu anda. Büyülenmiş gibiydim, ilk kez inanmak istiyordum fallara. Her ne çıkarsa çıksın falımda, kararlıydım; harfi harfine uygulayacaktım.

"Falınızda sanat ile ilgili işler yapmak için iyi bir dönemde olduğunuz görünüyor."

Merak ediyorum, kaç hastalık türü keşfetme hazzı yaşadım bir tek sabahta?

"Süpersiniz!"
"Umarım şans getirir yazınıza falım."
"Borcum?"
"Ben bunu karşılık için yapmadım."

Meçhul bardan uçarcasına uzaklaştım. Biraz titriyordum heyecandan, en çok da delicesine seviniyordum. Taksiye binmeyi aklıma getiremeyecek kadar mutluydum. Koşa koşa otelin kapısından içeri girdim. Bu fal iyi gelmişti bana, biliyordum. İlham perisi (Perinin erkek versiyonu neydi ki?) odamda beni bekliyor olmalıydı. Asansöre yöneldim, 31. kat düğmesine tam basacaktım ki "Görüyorum." diye fısıldadı arkamdaki ses. Ürpermiştim. Neydi o görünen, yoksa ben miydim? Arkamı döndüm. Belli ki bugün, esmer yakışıklıları görme günüm.

"Görüyorum!" 
"Neyi?!" 

Elindeki küreyi son anda fark ettiğim orta yaşlardaki bu adamın, ne gördüğünü artık daha çok merak ediyordum.

"Yazı yazmak için iyi bir dönemdesin. Hit olacak bir kitap yazıyorsun; onu görüyorum!" 

(Son cümle, biraz azar kıvamındaydı sanırım?!)

Gözden kayboldu bu tuhaf adam birden. Ben, ikinci falın şokundayken, yok oluverdi teşekkür dahi beklemeden. Üzerimdeki şaşkınlığı atar atmaz, lobideki görevliye sordum meçhul falcımın kimliğini. Neydi bu, bir çeşit kader mi? Ne yani, iki falcım birbirleriyle mi evli? Evet, karı koca bir olmuş, ağlarla örmüşlerdi yazarlık kariyerimi.

Az önceki kahkaha, otel odama çıkıp bir süre sonra kendime geldiğimde atılmıştır. Ve bir de kağıdıma attığım başlığım var tabii. "Senin Yüzünden" koydum hikayemin ikinci kısmının ismini. Sabırsızlıkla o da ben de, bekliyoruz ilham perisini. Bu sırada, ben de boş değilim hani. Yazıma peri gelmesini beklerken, karaladığım dizelerle bitiriyorum Moskova keşfimi.


Moskova'da bir yabancı,
Karı koca iki falcı.
İlham perim gelmezse
Kader mi yalancı, fal mı yalancı?




Asıl yalancı olan rüyalardı belki de. Moskova'daki fal arayışım gözümü açmamla sona erdi elbette. Oysa ilham rüyada bile dalga geçiyordu benimle. Ve yazma isteğimle...


Bir rüya da bir şiirle sonlanmıştı işte.


İlham perisi gelsin diye...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

✿ Ziyaretçiler

FeedBurner

Add to Google Reader or Homepage

Recommended Post Slide Out For Blogger
 
BlogOkulu Gadgets