10 Mayıs 2012 Perşembe

Üç Şarkılık Kadınlar

www.tips-fb.com




Aşk kimin umrunda ki! Ölmenin bahanesi, yaşamanın katili...









Çıplak teni üşümeye başlamıştı. Üzerindeki kıyafetleri savurduğu yere baktı, dünden beri her şey hâlâ aynıydı. Oysa o, şu yatağın içinde değişmişti tüm çıplaklığıyla. Sahi "Her şeyimle sana geldim." derken, böyle olmak da gelmiş miydi aklına?


Doğruldu. Vücudundaki morluklara baktı. Sanki doğduğundan beri vücudu böyleymiş gibi geldi. Dokundu yaralarına. Yüreğideki yaralara da dokunabilseydi, belki de bunları hiç yaşamamış farz ederdi kendini. Ne dün olanlar, ne tenindeki morluklar, ne de dağılmış saçları... Asıl fırtına yüreğinde esiyordu zira.




Yatağın üzerindeki çarşafı vücuduna sardı. Çocukluğundan beri görürdü filmlerde bunu; nefis bir gece sonrası, sevdiğinin olan kadın, sabah erkeğine kahvaltı hazırlamak için yataktan kalkarken ya adamın gömleğini geçirirdi üstüne ya da yatak çarşafını sarardı bedenine. Kimi elini attığı yastığın soğuk ve boş olmasıyla tüm dünyayı kendi başına geçirirdi. Kimiyse şanslıydı, o gece birlikte olduğu adamla bir ömrü bitirirdi.


Hoş, kadın zaten kimi sevse, bahanesi olurdu ömrünü bitirmeye.


Sevmek, ömrünü ve ruhunu tüketmekti belki de.

*
*Şarkı: Soğuk Odalar | Emre Aydın
*


-Nerede kaldın? diye sordu kadın. 


Adam onu duymuyor gibiydi. Ceketini çıkarıp koltuğun üstüne fırlattı. Kadın tekrarladı:


-Nerede kaldın?


Adam merdivenlerden yukarı çıkmaya başladı. Sanki kulakları tıkanmıştı. Sanki ebedi bir sağırdı adam kadının sesine. Telefonu çaldı. Açtı adam. Sesi öyle şefkatliydi ki...


-Birazdan çıkıyorum. Ağlama artık. Geçecek hepsi.


Merdivene yaslanmış, adamın ne yaptığını anlamaya çalışan kadın yukarıya çıkarken bağırmaya başladı.


-Yine o aşifteyle mi konuşuyorsun, seni pislik!
-Aşifte sensin.
-Hayvan herif! Seninle geçen yıllarıma lanet olsun.
-İşte bak bu konuda hemfikiriz.




Valizini yerleştiriyordu adam. Seçiyordu kıyafetleri. Belli ki bazı parçalar, kadının ona hediye ettiği şeylerdi. Onları askıdan dahi çıkarmıyor, diğerlerine nazaran daha eski olanları yanına alıyordu. Bazı insanlar giderken asla dönmeyeceklerini belli ederler. Adam belli etmiyordu bunu, adeta haykırıyordu.


-Bu kapıdan çıkarsan, bir daha yüzümü göremezsin!


Durdu adam. Kadının yüzüne baktı. Kadın, kaybetmek üzere olduğu bir zaferi kendi lehine çevirmiş olmakla gurur duyuyordu. Yanına yaklaştı adam. Nefesi kadının nefesine karışana dek yaklaştı. Adamın yüzü, kadının yüzüyle neredeyse bir olacaktı.


-O zaman bana vakit kaybettirme. Bu kapıdan, şu yüzü bir daha görmemek için elimden geldiğince erken çıkacağım.


Kadın hayatındaki en büyük yenilgiyi alıyordu. Küçülmüş, hiçe sayılmış, yorulmuş ve ölmeyi diler olmuştu. Ellerini sıktı. Bir filmde oynuyor olsalardı, bu lafın üzerine senarist buraya bir tokat sahnesi koyardı. Adam bunu öylesine hak etmişti ki... Ama kadın yapamadı. Odadan çıktı. Bundan sonrasını nasıl yaşayacağına dair hiçbir fikri olmadan sokağa attı anılarını.


*
*Şarkı: Senden Sonra | Rafet El Roman
*


Kırılan vazonun sesiyle uyandı kadın. Yine çocuklar erken uyanmış olmalıydı. Bari pazarları biraz sessizlik olsaydı, bari pazarları... Çünkü bir tek, uyurken huzurluydu bazı insanlar. Kadın da onlardan biriydi. Fakat ne zaman uyumak istese kıyamet kopardı bu evde. Ne zaman huzur istese, ortalık yıkılırdı bu şehirde. Ne zaman huzur... İstese...






-Nina! Ne oldu yine?
-Uyuyun siz hanımefendi. Kızları odalarına alıyorum şimdi.


Uyumak mı? Büyük bir gürültüyle uyandıktan sonra mı? Nina, kadınla dalga geçiyor olmalıydı. Yahut hayatı tümden bir kamera şakasıydı. Acı veren şakalar da vardı evet, hatta bazıları insanı ağlatırdı.


Sabahlığını giyip mutfağa girdi. Kızlar yine sandıkları karıştırmıştı anlaşılan, babalarının fotoğrafı buz dolabının üzerinde asılı duruyordu.


-Tüm magnetleri çöpe attıracaklar bana! diye söylendi. Oysa suç magnetlerin değildi. 


Tek başına yaptığı kahvaltısını bitirdikten sonra soğumuş kahvesini yudumlamaya başladı. Çoktandır tek başına kahvaltı ediyor, yalnız çarşıya çıkıyor, iki kişilik yatakta tek kişi uyuyordu. Oysa kalbi tek kişilik atmıyordu. Kocası, çok zaman önce parsellemişti kalbini ve nereye giderse gitsin o yeri asla boşaltmıyordu. Oysa giderken, hiç iz bırakmamalıydı giden. "İzler acıtır." diye geçti kadının içinden. Bir yudum daha aldı kahvesinden. Bir yudum daha, bir yudum daha ve bir hıçkırık daha. İşte, yine ağlama vakti gelmişti bu sabah da.


-Sana tahammül edemiyorum!


Bu kocasının gitmeden önce söylediği sözdü. Kadın, çıldırmıştı. Daha birkaç ay önce "Sensiz yapamıyorum." diyen adam, şimdi sözleri karıştırıyor olmalıydı.


-Kendinde değilsin, demişti kadın. Söylemek istediğin, biliyorum, bu değil.
-Tam olarak bu! Benim istediğim kadın sen değilsin. Özür dilerim ama gerçek bu.
-Bunu 12 yıl sonra fark etmiş olman ne hoş. Hiç değilse gelecekte seninle ilgili hayallerim olmaz. Elini bu kadar çabuk tuttuğun için teşekkür ederim!
-Anlamıyorsun.
-Evet anlamıyorum!
-12 yıldır savaş veriyorum kendimle. Artık gücüm tükendi. Sen başından beri yanlış kişiydin.
-O zaman neden tepeden inme girdin hayatıma?
-Kader öyle istemiş olmalı. Kişiliğin beni çıldırtıyor! 
-Kader ha...
-Bak, gitsem iyi olacak. İstersen kızlara her ay harçlık gönderirim. Arada bir uğrar onları parka da götürürüm. Ama senin için hiçbir şey yapamam artık. 


*
*Şarkı: Es | Mustafa Ceceli
*


-Hoş geldiniz bayanlar. Her ay düzenlediğimiz toplantımıza katılımın artmış olması, günümüzde kalbi kırılan ne çok kadın olduğunun ispatı olduğu için gerçekten buruğuz. Fakat kadınların bu tür acıları içlerine atmak istemediklerini ve paylaşmak için bir şeyler yaptıklarını da gördüğümüz için mutluyuz. Bugün, kim başlamak ister? 
-Sanırım ben başlayabilirim.
-Buyrun.
-Bu sabah uyandığımda vücudumdaki morlukların geçtiğini fark ettim. Çürümüş kollarım, çenemdeki siyaha çalan morluk ve ellerimdeki çizikler tamamen geçmiş. Bakın...


Genç kadın ellerini diğer kadınlara uzattı. Hepsi onu alkışlamaya başlamıştı.


-Peki sevgili bayan, bu sizi nasıl etkiledi? diye sordu grubun başkanı kadın.
-Berbat...
-Anlayamadım? Neden berbat?
-Onların geçmiş olması bir şey değiştirmedi çünkü. Sadece artık daha iyi görünüyorum. Ama içim zehir gibi. Sabahları ağlayarak uyanıyorum. Ve o geceyi tekrar tekrar yaşıyorum.
-Zamanla o da...
-Geçmiyor hayır! Zamanla sadece alışıyor insan. Zaman bi' haltı çözemez!
-Tamam sakin olun lütfen.
-Sakinim ben. Epeydir sadece sakinim zaten. Sevdiğim adam tarafından tanınmaz hale gelene dek dövüldüğüm, üstelik ona her şeyimle ait olduğum o geceden sonra istesem de başka türlü davranamıyorum. Tecavüze uğramadım, darp edilmedim; sadece sevdim! Anlayacağınız başıma ne geldiyse tüm suçlusu benim!


Hıçkırıklara boğulan kadını, kapının hemen girişinde duran sağlık ekipleri gelip aldılar. Tüm kadınlar, hüzünlü gözlerden akan o yaşların sakinleştirici iğnelerle bile durmadığını üzülerek izlediler. 






Az sonra grup başkanı yeniden söz aldı.


-Bayanın haline hepimiz üzülüyoruz evet. Ama bu, seansı tamamlamamıza engel olmamalı. Söz isteyen?
-Ben...
-Buyrunuz.
-Evimi değiştirme kararı aldım bu sabah. Beni terk ettiği yerde daha fazla yaşamayacağım.
-Bu harika bir karar! Tebrik ediyoruz sizi.


Tüm kadınlar alkışlamaya başlamışlardı bu haberi.


-Yine de geçmeyecek. Az önce olanlar tesadüfi değil. 
-Bayan iyi olacak. Üzülmeyin. Doktorlarımız ilgileniyor onunla.
-Hiçbir doktor, bizim derdimize çözüm olamaz. Nereye gidersek gidelim iyileşmeyeceğiz. Aşka güvenmeyecek, erkeklerden kaçacağız. Çünkü gidenler, bizden de yığınla şey koparıp gittiler. Asla telafisi olmayacak.
-Nişanlınız, başka bir kadına gitti diye böyle söylüyorsunuz.
-Hayır, başka bir kadın olmasaydı da söylerdim bunu. Önemli olan niye gittiği değil, gitmiş olması. Giderken beni küçültmüş olması. Giderken beni silik biri haline getirmiş olması. Benden gitmesi. Yanlış yazılmış şeyleri düzeltmeye çalışmak yerine, kökten silmesi. Benim için mücadele etmek yerine bir başkası için mücadele etmesi. 


Kısa bir sessizlik oldu. Kadın ağlıyordu. 


-Seni sevseydi mücadele ederdi.


Arkalardan gelen bir kadın sesi, tüm gözleri o yöne çevirdi. Ağlamakta olan kadın başını kaldırıp oraya baktı. Başkan kadın müdehale etmek istedi, fakat konuşmacı kadın buna engel oldu.


-Afedersiniz, kimsiniz?
-Aranıza yeni katıldım. Daha dün sabah, 12 yıllık kocam tarafından terk edildim.
-Çok üzüldüm. Ama inanın, kendime daha fazla üzülüyorum.
-Az önce sağlık ekiplerinin götürdüğü bayan da, siz de, ben de, diğerleri de... Gerçekten bizi seven erkekler olsaydı hayatlarımızda yaşadığımız şey hayal kırıklığı olmazdı. Her şeye rağmen hayatlarımızda kalırdı erkeklerimiz. Her şeye rağmen... Çıldırsalar da, üzülseler de, yıpransalar da... Tıpkı bizim yırtılmış bir kumaşı defalarca dikmemiz, yamamamız gibi... Aşklarımızın elle tutulur hali kalmamasına rağmen, her şeye inat, onları sevmedik mi?


Yeni bir sessizlik hali daha oluştu salonda. Bu tür toplantılarda sessizlik, az rastlanır bir şeydi. Kadınlar ya ağlar, ya fenalaşır, ya isyan eder, ya da bağırırlardı. Susup düşündükleri ve sakin oldukları anlar azdı. Çünkü erkeklerinin yanında çoğu defa, susmak zorunda kalmışlardı. Bunun acısını çıkarmak için gelirlerdi buraya. Ama şimdi...


Şimdi hepsi susuyordu. 


Kadın bir süre sonra devam etti.


-Benim kocam 12 yıl sonra kişiliğimden şikayetçi olduğunu söyleyip gitti. Gözü ne kızlarımızı gördü, ne evimizi, ne de hayallerimizi... Bana ilan-ı aşk ettiği ilk gün, her şeyimle ona uygun olduğumu söylemişti. Gülümseyişimden salaklıklarıma kadar her şeyime hayran bir erkekti. Ama dün fark ettim ki o artık benim yemek yiyişimden bile rahatsız oluyor. Benimle aynı odada uyumaktan nefret ediyor ve beni sevmiyor. 
-Bir hikaye geldi aklıma, diye girdi araya az önce konuşmacı olan kadın. İzin verirseniz anlatmak isterim.
-Tabii ki, konuşmacı sizdiniz zaten.


Derin bir nefesin ardından anlatmaya başladı.


-İki ayrı adada yaşayan aşıkların hikayesi bu. Genç adam sevdiğini görebilmek, ona sarılabilmek ve onu sabaha kadar yaşayabilmek için her gece koca bir okyanusu yüzerek geçip sevdiği kadının adasına yüzer. Sabaha kadar sevdiğinin yanında olan adam, sabahın ilk ışıklarıya birlikte yine yüzerek kendi adasına geri döner. Bu böyle, birkaç yıl devam eder. Birbirlerini çok seven iki aşık için bu, her gece onlara sunulan bir nimettir. 


Kadının boğazına düğümlenen cümleler, sanki ona bir tür baskı uyguluyor gibiydi. Kadın yılmak istemeyen bir savaşçı gibi temizledi boğazını ve devam etti.


-Bir gece adam yine gelir sevdiği kadının yanına. Sabaha kadar birlikte olurlar. Sabah olup da adamın gitme vakti geldiğinde adam kadının yüzüne dikkatlice bakar ve "Senin gözlerin biraz şaşı mı sevgilim?" diye sorar. Kadın ürperir. "Benim gözlerim doğuştan şaşı. Bilmiyor muydun?" der. Adam "Hayır, yeni fark ettim." diye cevap verir. "Olsun ama, seni her halinle seviyorum ben." diye de ekler. Sevdiği kadına sarılır adam. Ve yola çıkmak için kalkar yataktan. Kadın tutar adamı, "Gitme!" der. "Denizi yüzerek geçemezsin artık." Şaşıran adam "Neden?" der, "Her gün yaptığım şey bu. Buraya da yüzerek geldim." "Artık yapamazsın." der kadın. "Artık yapamazsın!" Adam kadını dinlemez. Alnına minik bir öpücük kondurur ve denize atlar. Birkaç kulaç attıktan sonra da boğulur...


Tüm kadınlar şaşırmış bir halde anlatıcının yüzüne bakıyordu. 


-Çünkü, dedi kadın ve derin bir nefes aldı yeniden. Adamın aşkı bitmişti. Kadının kötü olan hiçbir şeyi, aşk varken, adamın gözüne görünmemişti. Aşk bittiği gece adam kadındaki eksiği fark eder olmuştu. Ona denizi yüzerek geçiren güçtü aşk. O denizi geçemeyeceğini kadın biliyordu artık. Kadın biliyordu...


Öksürdü kadın. Ciğerlerinden gelen ses acısının fizyolojik kanıtı gibi öksürdü.


-Bu yüzden kocalarımızı, sevgililerimizi, nişanlılarımızı bizden alan şey de bu bitiş. Aşk bittiği zaman kimisi artık eskisi kadar güzel bulmuyor bizi, kimisi kişiliğimizden rahatsız olmaya başlıyor, kimisi artık mutlu olmadığına inanıyor. Bir başka kadın için bizi terk edecek gücü onlara veren de o kadınlara duydukları aşk. Erkekler aşıksa, okyanusları aşarlar. Aşkları bittiyse bizim için iki adım dahi atamazlar.


Bu cümleler sonrası başkan, toplantıyı bitirdi. Tüm kadınlar bir kere daha dayak yemiş ve terk edilmiş gibi acı çekti. Ama bilmiyorlardı ki hayat, kimi şeyleri kabullendikçe daha kolaydı. 




Aşkın bittiğini kabul ettiğinde, kadın daha kolay yol alırdı.


Ve hepsi şimdi, kendi yollarında kendi adımlarını atacaktı.


Bir sonraki toplantı haftayaydı. Bir ay sonrası için böyle bir şeye ihtiyaçları kalmayacağını anlayan başkan, bir hafta sonrası için böyle bir karar almıştı.


Çünkü aşk bitmişti.


Bu toplantıdan kadınların alacağı en büyük ders bu idi.


Bugün yarın, bir daha gelmek istemeyeceklerdi.


Tıpkı onları artık sevmeyen erkekleri gibi...




*
Not: Görseller için @Misscaliforniia paylaşımlarına teşekkürler.
*


Okunası: Duyguların Rengi | Kathryn Stockett
Dinlenesi: Bal Gibi | Kenan Doğulu
İzlenesi: Cesaretin Var Mı Aşka?



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

✿ Ziyaretçiler

FeedBurner

Add to Google Reader or Homepage

Recommended Post Slide Out For Blogger
 
BlogOkulu Gadgets