16 Aralık 2011 Cuma

Yüksek Doz Umut

www.tips-fb.com




Daha iyi bir dünyaya inanmak için pek çok nedenimiz var.







Coca Cola... Gözlerimin parlamasını sağlayacak ve içimde -uzun zaman sonra- yeni bir umut yeşermesine sebep olacak şeymiş, yıllarca düşünsem gelmezdi aklıma. Hayır, koca bir paket cips yanında içtiğim koca bir bardak kola sonrası yazmıyorum bu satırları. Çok ıvır zıvır bir gün olmadıktan sonra bu pek de mümkün değil zaten. Şu anda kulaklığım ve ben, minicik bir müzikle aydınlanıyorsak, sebebi bu firmanın yeni yıl reklamı. Evet, gariptir ama kimi şeyler garip oldukları kadar da gerçektir. Zira daha bu sabah giyinmeye, evden çıkmaya ve 'birine' derdimi anlatmaya dahi üşenir haldeydim. 


Sağ olsun o 'biri', gerçek anlamda dinledi beni. Lakin o da hemen herkes gibi düşünüyordu, çok belliydi. Anladım ki Dünya, kendine birkaç kobay belirliyor ve insanları pilot bir uygulamaya zorluyor. 


"Sen sarışın olan, sen bıyıklı, sen sıska çocuk! Önümüzdeki 50 yılın piskopatları sizlersiniz. Nedenini sormayın, sizi seçtim!" 


Pikaçu da böyle mi seçilmişti acaba? 


Her neyse.


O 'biri' beni dinlemeden önce, hayatımın deneyimini yaşadım diyebilirim. Bir psikiyatri kliniğinde EKT uygulaması yapılan yere girdim. Şükür ki henüz, ben o kıvamda değilim. Arada bir canım çekmiyor değil, ama düşünüyorum da anılar birikmeyecekse ne anlamı var yaşamanın? Hoş, yaşamak bazen gerçekten anlamsızlaşıyor. Kimisi için anıların yok olması, yaşamaya devam etmenin bir başka yolu gibi. EKT -birçoğunun bildiği haliyle elektroşok- hiç de Akıl Oyunları'ndaki kadar şiddetli bir uygulama değilmiş meğer. Bilemiyorum, belki de o kadar şiddetlisinin uygulandığı bir zamanda almamışlardır beni içeriye. 6-7 kişi, bayıltılan hastayı kol ve bacaklarından sıkı sıkı tutarken, doktor gözetiminde bir hemşire de elektrik veriyor hastaya, başındaki bi' yerden. İnsanın hayat karşısında en çaresiz olduğu anlardan biri bu belki de. Yaş sınırı olmaksızın, yaşamın her noktasından insan vardı o sedyelerde. Şok sonrası, baygın hastaların uyanmaları için gerçek bir çaba sarf ediliyordu. Belki de unutmanın verdiği rahatlıktan sonra, bir tür istemli ölüm halidir bu. Her biri ölmek için dua eden insanlar değil mi nihayetinde ve her biri en ufacık ölümde dahi huzura ermiyorlar mıdır içlerinde bi' yerlerde?


İçine düştüğü geçici ölüme ısrarla tutunan orta yaş üstü bir teyze, uyanmamak için direnirken, bunlar geçiyordu aklımdan sadece.


"Ayşe Teyze! Ayşe Teyze!"


Hemşire, kadının omuzlarına vurdukça 'şak şak' diye çıkan sesler, uyanamayan yaşlı kadından daha çok acı veriyordu bana. Sanki genç hemşire, yaşlı kadını uyandırmaya çalışırken "Hadi yeter bu kadar ölüm, kalk ve eksik anılarınla yaşamayı dene bir de!" diyordu. Hatta bilinç altıma sorsanız, o hemşirenin aynen böyle söylediğine yemin dahi edebilir. Neyse ki yeminleri ona bırakmıyorum, bu tamamen benim sorumluluğumda.


Ayşe Teyze -15 dakika sonra falandı- uyandı. Ondan sonra alınan bir başka kadın, şok verilirken çok fazla titrediği için şoku uygulayan hemşire arkadaşım korkudan şoku yarıda kesti. Bence o kadının bedeninde öyle çok şey birikmişti ki, her titremesinde yeni bir anı fışkırıyordu oraya buraya. Birkaç ağır anı, arkadaşıma da çarpmıştı galiba. 


Beyne verilen elektrik ve titreyen bedenler...


Omuzlara yüklenen yığınla yükü, hep böyle mi silerler?


Belki de o insanlar, doğru yerde doğru müziği dinlemiş olsalardı, şimdi pijamalarıyla EKT sırası bekliyor olmazlardı. 


Hastane çıkışı bunları düşündüm hep. En kısa zamanda kendime en uygun müziği seçmem lazımdı. Yoksa o odada hasta olarak beklemeye ramak kalması kaçınılmazdı. İnsanın aklı öyle haşarı ki, ilk fırsatta kırıyor zincirlerini, okulu kırar gibi. Onu hapsetmek çözüm değil, salıvermekse bir tür cinayet. Ona doğru müziği dinletmek gerek. 


Ve biraz umut şırınga etmek...


Bana gelirsek...


Beni düşünen sevdiklerim olduğunu bilmek, koca bir şırınga umudu damarlarıma göndermek gibi şu sıra. 

"Neden intihar etmiyorsun?" diye sordu bugün o 'biri' bana.
"Canım acır diye korkuyorum." dedim.
"Tek sebep bu mu?" dedi, "Acısız ölüm yöntemleri var oysa."
"Ama sevdiklerim çok üzülürler."

Sadece, ihtiyacım vardı içimdeki umudu ayağa kaldırmaya. Benim umudum, şimdi dizlerinin üzerinde, uyku mahmurluğu içinde.

Sevdiklerimi düşünebilecek güce sahipsem hâlâ, yaşamak istiyorum demektir. 'Biri' bunu ispatladı bana.


Az önce, elimdeki tereyağlı tosttan isteksiz ısırıklar alırken duydum bana ait müziği. Aslında günlerdir dinlediğim bir şeydi ve günlerdir bana bir mesaj veriyor gibiydi. Yenil Yıl ve Noel Baba safsatalarının hemen yanıbaşında ve saçma olan her şeyin uzağında... Böylesi tuhaf bir yerde duruyor benim müziğim aslında.

Arkadan gelen gitar sesinin tellerinde soluk alıyor yorgun ruhum. Ve hep bir kızım olsun istediğimden midir bilmem, kız çocuklarının ince sesiyle buluyorum içimdeki huzurun yerini. Bu, kendimi keşfettiğim ve gülümseyişimin adresini bulduğum an.

Yeni bir yıl değil bana iyi gelecek olan.

Yeni bir şarkı...

Kalbim eşlik ederken ona, yeniden içime çekiyorum yaşamı.

Belki garip ama...

Benim umudum var hâlâ.




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

✿ Ziyaretçiler

FeedBurner

Add to Google Reader or Homepage

Recommended Post Slide Out For Blogger
 
BlogOkulu Gadgets