15 Aralık 2011 Perşembe

Uyur Ölür Hastalığı

www.tips-fb.com




Nefes demişken, mecbur muyuz biz nefes almaya cidden? Duygusal ötenazi talep ediyorum büyüklerimden! 





Sıkı sıkı sarıldığım hayatın en kalitesiz kısmıymış bel bağladığım. Tuttuğum anda 'cırt' diye yırtılışından belli değil mi? Elimde kalan parçaların bir önemi yok, artık asla eski yerlerinde olmayacaklar. Yamalıklı Dünya'nın, parçalanan bir kalıntısıyım ben. Elimdeki yırtık parçalar yüreğime yapışmış, nefesime karışmış. Nefes demişken, mecbur muyuz biz nefes almaya cidden? Duygusal ötenazi talep ediyorum büyüklerimden! Duygularım alınsın hiç değilse, yaşayacaksam ömrüm yettiğince. Acım geçer elbet, kanım durduğunda bir gün. Lakin yaşamak zorken durmaz kan, en acı vakitlerde yaşanır her gün.


Sahi, kaç gece sürer yastığımdan akan kanın kuruması?


Yahut kan gerçekten kuruyan bir parçamız mı?


Kurumaz çoğu zaman. Boğazına takılır insanın, yutkunurken ciğerini söker. Birkaç defa ölmek neymiş bilir kanı asla kurumayanlar. O kan ki iki ele birden bulaşır. 'İki eli kanda da olsa yaşar insan.' Kesik kesik bakar yaşama, havadaki oksijeni değil hüznü çeker içine. Yırtılır ciğerleri delice. Yırtılır ama acısı hissedilmez. Zira en egoist acı yaşanmaktadır aşkın ardından. Ve diğer acılar onun önüne geçemez, yenilgiyle yürürler kulvarlarından.


Bir çift göz ilişti kirli duvarın birine. Hangi zamandı, mekan neresiydi bilmiyordum bile. Kirli bir duvarın rengi solmuş sanatkarı gibiydi hüzün. Geceye ışıyordu kelimeler ve sessizce isyan ediyordu bilinmeze. Şöyle yazıyordu o yerde:


"Sevgili günlük,


Artık sevgiler bir günlük."


Bekledi o gözler. Buğusu alınmıştı bağlı olduğu yüreğin. Yine de nemliydi ruhu, yaralıydı ardından gidenin. Diğer duvarda bir tür cevap vardı adeta:


"Gel daya ağzını ağzıma, tanrısaldır insanların soluğu! 
Bütün ruhunu boşalt içime, tükenmez ölülerin susuzluğu."


Hani şu ağız burun kıvırdığımız aşk acısı var ya, bu iki duvar yazısından ibaretti aslında. Birinde vazgeçmişlik hükümdü, birinde teslim olmuşluk... Bir teslim olmuşluk bir vazgeçmişliğe aşık olunca da hayat kalmıyordu ortada. Kan damlıyordu etrafa. Ve ölüyordu teslim olmuşluk, vazgeçilmesine yana yana. 


Ölüler ayaklanıyordu aşkın adını duyunca. Ve yaşayanlar bir kere daha ölüyorlardı ayakta. 


Her birimiz 'uyur ölür'lerdik aslında.


Sırılsıklam aşık olsak da mutluluğumuz garanti olmadı asla. Başaramadık yaşamayı ve ölmek istedik her bir solukta.


Oysa...


Aşk, acının süblimleşmiş haliydi.  


Bir bakardık burada, bir bakardık buhar olmuş ve erişmiş bulutlara.





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

✿ Ziyaretçiler

FeedBurner

Add to Google Reader or Homepage

Recommended Post Slide Out For Blogger
 
BlogOkulu Gadgets