4 Mayıs 2011 Çarşamba

Bir Delinin Zombi Aşkı

www.tips-fb.com


Bir zamanlar zombilerin de kalpleri vardı.





Hemen her yazımda yoğun hayatımdan minicik de olsa bahsetmezsem olmaz. Öylesine başıma vurdu ki bir ara, alakasız konuların orta yerinde bile "Ben yoğunum!" naraları atar oldum. Kolay kolay çalışkan bir kimlikte olamayan, diğer taraftan da her sabaha başarılı olmak için uyanan bir uyuzum. Evet, ben buyum. 

Ve sonunda yorgunluğum kafayı buldu, en olmayacak şey de oldu! Ne olduğuna gelince, aptallığımı gizleyebildiğim kadarıyla anlatayım sizlere.

Malûm, bir zombi avı daha geldi, çattı. (Aaa! Sizin haberiniz yok mu?!) Hatta bir çoğunuz gelecek avı bekliyorsunuz bu dakikalarda. (Yalansa yalan deyin!) Bense, ikinci gruba dahilim. Fazlaca kan kaybından kaldırıldığım hastanede öyle sıkılıyorum ki, en iyi dostum yine kalemim. Av sonrası hep yorgun düşerim. İyi bir avcı da sayılmam; çakı gibi girdiğim avdan, sadece 11 zombi vurup çıkmışlığım var. Bu sebepten, kibarlığım dillere destan, nazik atışlar yaptığım söyleniyor hep bir ağızdan.

Bu av, kendi rekorumu kırdığımı söyleyebilirim. Hatta vurduğum 99 zombi için, arkadaşlarım tarafından tebrik kartları ile ödüllendirildim. Neden 99'da kaldığıma gelince... Bilmem ki, anlatabilir miyim.

Deneyeyim.

Zombi avlamak için grup arkadaşımla birlikte Londra'daki o korkunç mezarlığa gittik önce. Bu ürkütücü yere adımımı atar atmaz öyle ürpermiştim ki, geri dönmem an meselesiydi.

"Saçmalama! Ben varım yanında. Geri dönemezsin tek başına!"

"Dönerim. Çok korkuyorum yahu, giremeyeceğim!"
 

Bu konuşmanın sonunda, tahmin edersiniz ki, o yere tıpış tıpış girmiştim.

Arkadaşım (Onun için Pejmurde rumuzunu kullanmak geldi içimden, dilerim o da sever.), mezarlığa girer girmez, kırmızı gözleriyle deli gibi koşuşturmaya başladı. Evet, zombi avlayacağı zaman gözlerinin rengi değişiyor! O büyük bir hırsla ateş ederken, ben ağlamaklı ve boş bakıyordum etrafıma. Onlarcası geliyordu yanıma, her biri zaten zombiydi benim nazarımda. İnsanlardan bile korkuyordum adeta. 

"Afedersiniz, fazla kovanınız var mı? Çok para veririm."

"Derhal git yanımdan, yoksa ateş ederim!"
 

Korkumu saklamak bir yana, herkes görsün istiyordum. Zombiler de dahil buna! Belki o zaman dokunmazlardı bana.

"Yaaa! Bu salak ısırdı beni!"

"Ateş et, yoksa yer seni!"
 


Yemek de ne demekti ya?! 

Tanıdık bir ses iyi gelmişti aslında. Bu ses Pejmurde'nin sesiydi, üstelik olabildiğince yakınımda. Bir anda güç gelmişti bir yerlerden, daha önce üzerinde çalıştığım tüfeğime ve bana. Ateş etmeye koyuldum, en kibar hâlimle ama. Teker teker ve yavaşça...

"Bam! Güm!" 

Her Bam! sesinde kahkaha atmaya başlamıştım. Minik sıyrıklar dışında iyiydim ve sanırım av fikrine alışmıştım. Yine de ayrılmıyordum dostumun yanıbaşından. Güvende hissetmezsem, kaçabilirdim çünkü avdan.

Bu şekilde kaç saat içeride kaldığımızı hatırlamıyorum. Tek hatırladığım, avın sonuna doğru yorgun düşmeye başladığım. Kan kaybettikçe bilincime bir şeyler oluyordu sanırım. Aklıma gelenler, içerideki savaş görüntüsüne yeterince aykırıydı; dostlarım, ailem, yaşadıklarım... Kan kaybettikçe duygusallaşmıştım. Bir anda yeniden hissettiğim şeydi: Kalabalık içindeki yalnızlığım. 

Bu hissiyattan kurtulmaya çalışıp yeniden doğrulttum tüfeğimi hedefe. Doğrulttum ama, o da ne?!

"Pe... Pejmurde!"

"Ne? Ne oldu? Yaran mı kanıyor?"

"Pejmurde, şu zombiye bak."

"Korkma, hemen hallederim ben şimdi."

"Hayır! Sakın dokunma ona!"

"Tamam, sen vur. Hadi."

"Pejmurde, vuramam."

"Neden?!"

"Ay bu benim aşkıma çok benziyor baksana."

"Saçmalama! Yok artık, neler saçmalıyorsun sen ya! Zombi bu, ne aşkı! Vur şunu!"

"Vuramam."

"O zaman ben vururu... Aaahh! Pislik zombi!"


Bahsi geçen zombi Pejmurde'yi yaralamıştı. Pejmurde de aynı hırsla ona ateş etmişti. Zombinin beyni dağılırken, ben ağlaya ağlaya çıkışa doğru koşmaya başlamıştım bile. 

Bu sene mezarlıkta karşıma çıkan 100. zombiyi de evlenmeyi düşlediğim adam sanıyordum neredeyse. 

Sandım belki de.

Şimdi yara bere içindeyim; Londra'da bir hastanede, gözlerim dolu dolu ve aklımda rahmetli yakışıklı zombi. Pejmurde'yle bir süre görüşmeyeceğim sanırım. Beni ziyarete geldiğinde de uyuyor numarası yaptım. Biliyorum, zombilere aşık olunmaz. Kaldı ki onlar yakışıklı da olamazlar. Yine de benziyordu o zombi, benim aşkıma. Bir zombi olasım geldi o anda. Ah, Allah'ım! Beni bu hâllere mi düşürecekti aşk? Hayır, böyle aşk istemiyorum ben. Tutarım sevgili zombimin yasını, gece gündüz demeden. Böylesi de güzeldir belki, kim bilir? Belki bir zombiyi karşılıksız sevmek, aşkların en güzelidir.

Ya da bu aralar bir psikiyatriste gitsem iyi olacak. Çok ağrı kesici içtim av sırasında zaten, bir de hap bağımlısı oldum yeniden. Pardon, bildiğiniz iyi bir psikiyatrist var mı? Tuhaf tuhaf bakmayın ama bir zamanlar zombilerin de kalpleri vardı.

Uykum gelmeye başladı. Galiba az önceki hemşire yine serumuma uyku ilacı kattı. Herkes deli sanıyor beni. Olsun, yine de seviyorum seni yakışıklı zombi!


Not: Bunun da benim Oscar'lık rüyalarımdan olduğunu anladınız değil mi?!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

✿ Ziyaretçiler

FeedBurner

Add to Google Reader or Homepage

Recommended Post Slide Out For Blogger
 
BlogOkulu Gadgets