13 Kasım 2011 Pazar

Su'dan Mezarlar - 1

www.tips-fb.com



Bazı hikayeler paramparçadır. Bir defada anlatılmaması, sırf bundandır.





Yaklaştı adam usulca, meşe ağacının gölgesine. Ağaç, tüm heybetiyle duruyordu önünde. Görmedi onu adam, göresi yoktu bugün hiçbir şeyi. Dokundu buz gibi taşa, aktı gözlerinden içi. İçi, geçmişine dökülüyor gibiydi. Oysa ne çok şeyini, olmayan bir gelecek için yakıp gitmişti...


Derin bi' iç çekti, sanki yere dökülen acılarını topluyordu yüreği. Bu mümkün müydü, var mıydı bunu yapmanın bir yolu, yöntemi? Geçen zamana hırsla baktı, bakışları doğru hedefi tutturamadı. Öyle ya, zamandı bu; hızla geçiyordu bakışlarından. Onu tutmak ne mümkündü! En çok, o geçiyordu hayat parkurundan.

"Su Pars. 
17 yaşında, babasının yanına gitmek için çıktı yola. Ve dönmedi bir daha.
Ruhuna Fatiha."

Gözlerinden canı akarken, dokundu buz gibi taşa. İzmir, onu teselli edebilir miydi acaba? Sahi, teselli edilmeyi hak etmiş miydi? Düşündü. Eski huzuru geçti önünden, baktı sadece. Dur diyemedi gidenlere.


Başını diğer mezara çevirdi. Tüyleri diken diken oluyor, her bir diken ruhuna batıyordu. Gözyaşları akmıyor, sanki çağlıyordu. Soğuk bir taşla daha göz göze geldi. İçindeki bıçak daha bi' battı kalbine. Kan kaybediyordu nefesi her bıçak darbesinde. Gözlerinden akıyordu kanı ve kan tutuyordu 50 yıllık hayatını.


"Su Pars.
Önce babası, sonra da annesi terk etti 17 yaşında. Nefes almak için sebebi, kalmamıştı hayatta.
Ruhuna Fatiha."


Eğildi toprağa, sıktı onu avuçlarında. Parçalarcasına sıkıyordu, ellerini parçalarcasına... Diz çöktü olduğu yerde, omuzları düştü yanına. Göğüs kafesinden taşan, kanamalı bir yürekti şimdi. İçinde depremler oluyor gibiydi. Ağladı, sessizce ve derinden. Bağıra bağıra ağlarsa, rahatlayacaktı tümden. 


Rahatlamaya hakkı yoktu ki onun. Hak ettiğiydi bu ve daha da ağırdı ölümden.


İki mezar taşı arasında ve cehennemden arda kalanlarıyla boğuştu saatlerce adam. Bu nasıl bir yükse, bir türlü çözemiyordu zaman.


"Baba, hadi gidelim artık. Yarın yine geliriz."


Genç bir adam, elini uzatmış duruyordu karşısında. Adam yaşarken ölmüştü ve sanki gömülmüştü o iki mezar arasına. Kaldırdı başını usulca. Yüzündeki sel canını söküyor gibiydi. Canı ağzından geliyor, gözlerinden akıyor, içinde parçalanıyordu. Sustu. 


Genç adam ona doğru eğilirken, bir taraftan da babasının üstünü temizliyordu.


"Şimdi gidelim, yarın söz, yeniden geleceğiz."
"Gelsek de bulamayacağım onu asla."
"Bulacağız baba, elimden geleni yapıyorum inan."
"Sen istediğini yap oğlum, değişmeyecek. Hangisi benim Su'yum asla bilemeyeceğim. Annenle birlikte gitti bu gerçek, bana en büyük acıyı bırakıp gitti. Haklıydı... Ben bunların hepsini hak ediyorum. Bırak beni, bırak da burada öleyim!"
"Şşş, sakinleş baba. Şimdi gidiyoruz ve söz veriyorum, ablamın mezarını bulacağız."


Böyle dedi Ege, babasına gerçeği kabul ettirmesi gerektiği halde... O da biliyordu, ablası iki mezar taşı arasında gizli kalmış, hüzünlü bir sırdı bundan böyle. Kimsenin gücü yetmeyecekti bu sırrı çözmeye. 

Kendisinin bile... 

DEVAM EDECEK...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

✿ Ziyaretçiler

FeedBurner

Add to Google Reader or Homepage

Recommended Post Slide Out For Blogger
 
BlogOkulu Gadgets