28 Ekim 2011 Cuma

Bana Yer Aç, Sana Sığmam Lazım!

www.tips-fb.com



Mutfağa gidip kendim alırım suyumu susadığımda, ihtiyacım olan tek şey senin hassasiyetin aslında.





Küçültülmüş mutluluklarım arasında sevdim ben seni. Öyle beklentisiz, öyle ani... Bir yerlerden geleceğini biliyordum aslında, bu yüzden dualarımla çağırırdım sevdanı, geceleri. Şu anda dinlediğim şarkıyı o zamanlar hiç duymamıştım bile. Oysa bu şarkı da en az aşkımız kadar eski. Düşün, ne kadar da çocukmuşum, geçen yıllar bir tek yüreğimdeki sızıyı değiştirememiş demek ki. Hiçbir şey umrumda olmadan sevmişim seni. Fark etmemişim, her defasında daha fazla yanarak anlamışım her şeyi.

Oysa en ateşli halimle gelmiştim sana. Elini alnıma koyup ateşimi ölçer gibi yüreğini koymuştun ellerimin arasına. "Al..." demiştin gülümseyerek, "Al, hepsi senin olsun Gül Güzeli." Belki de daha güzeldim o zamanlar, şimdiye taşıyamadığım kadar. Belki de bir bedeli vardı seni sevmenin ve ben, seni sevdiğim her saniye güzelliğimden ödedim bir miktar. Korkma, alacak peşinde olmadım asla. Memnunum ben, seni severken çirkinleşen benliğimden. Sana göre fiziken çirkinleşmedim sadece. Huyum suyum da değişti; bir melek gitti, yerine artıkları kaldı. Artıkları sana huzur vermez oldu, beynin bahanelere sığındı:

"Uzun bir ilişki bizimkisi, kimi sorunlar olması kadar doğal ne var ki?"

Oysa öyle kalabalık olmalıydı ki iki kişilik aşkımız, acıları atsak düşmemeliydi yüreklerimize. Öylesine sık saflar olmalıydı içimizde, öylesine dolu olmalıydık birbirimizle. Suçlu aramak yapılması gereken en son şey belki de. Sadece durup düşünmek gerek ve iki kişilik hallerimizden tek kişilik hayatlarımızı kurtarmayı bilmek...

Belki de sadece binalar değildir yıkıldığında enkaz olan. Aşklar da yıkıldığında, enkaz altında kalıyor galiba eskiyen zaman. Hani ilk günkü kadar sevmek denir ya adına, işte bu en büyük yalan! Analizlerim pek iyi değildir bilirsin, yine de kendi çapımda ölçüp tartarım sevdaları. Terazideki dengesizlikten anladığım şu ki; ilk günkü gibi sevemez kimse bir diğer insanı. Ya daha da fazladır aşkın, ya da devrilmiştir sevda tahtın. Aşk da devrimler gibidir, gün olur saltanat sona erer. Varsa başında bir de tacın, yürek yıkımı ölümcül hisseder.

Ne kadar yüksek olursa aşk dozu, o kadar zor olur ayırt etmek, yanlışı doğruyu.

Sahi, çok defa gitti değil mi aklın başından? Hepsi işte, yüksek dozdan, bağımlılıktan. Oysa ne ben eski benim, ne de sende eskisi gibiyim. Bir camdan daha kırılganım ve yağmurdan daha ıslak gözlerim. Gözyaşlarım sıklaştı diye, anlamsız olmaya başladı bir de. Çoğu zararmış her şeyin; gözden dökülen acının bile...

Taşlaşmış yürekleri basur olur diye mi korktu acaba, acıyı kale almayanlar? 

Ah bu sorular, sorular...

Konu aşk olunca sıra altına saklanıyor sanki tüm cevaplar.

Bu sebepten daha fazla sorgulamıyorum aşkı. Yalnız teraziyi elimle dengeye getirebilmem için kendimi iyi hissetmeye ihtiyacım var. Her ne olursa olsun senin gözünde en güzel olduğumu bilmeye, günün birinde benden nefret etsen de beni rencide etmeyeceğine ve bana kıyamadığını her zaman hissedeceğimden emin olmaya... Mutfağa gidip kendim alırım suyumu susadığımda, ihtiyacım olan tek şey senin hassasiyetin aslında.

Bundan dolayı bana kızma. Kendi dünyamı kucaklayıp senin dünyana sığmaya çalışıyorken, bana da biraz yer açmalısın aslında.

Yoksa nefessiz kalır yüreğim. Aşk dermanım değil hastalığım olur benim. Ben sana her şeyimle soluk almaya geldim, gönül ölümüm olma n'olur sevgilim.

Beyin ölümü gerçekleşmedikçe, senin dünyanda 'yerli' gibi olsun bedenim.

Yabancılaşmasın tenine ellerim. Gözlerine gözlerim...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

✿ Ziyaretçiler

FeedBurner

Add to Google Reader or Homepage

Recommended Post Slide Out For Blogger
 
BlogOkulu Gadgets