9 Temmuz 2011 Cumartesi

Asıl Fark Aşktır

www.tips-fb.com



Seninle benim aramda bir aşk boyu fark var aslında.







Dönüp dolaşıp sana gelmiştim ben. Üstelik, hiç gocunmadım ardımda bıraktığım onca kırık yürekten. İnsan seviyorsa eğer, yaşanılası hale geliyordu dünya. Aksi takdirde hüzünler salaş birer yük oluyordu omuzlara. Salaşlığı sevdiğimi söyleyeceksin şimdi, biliyorum. Oysa sen her gittiğinde ben, daha derli toplu oluyorum. Gardımı alıyorum dünyaya karşı ve kabuğuma çekiliyorum. Halbuki benim de cıvıl cıvıl bir hayatım olmalıydı. 

Olmadı.

Tek neden, farklılıklarımızdı. 

Gerçek şu ki farklı olduğumuz için sevdik biz birbirimizi. Daha tanışalı birkaç dakika olmuştu ki en doğal halimle "Çok iyi bir kafe biliyorum. Harika sıcak çikolata yapıyor. Birlikte deneyelim ister misin?" deyişime şaşırıp bakmadın mı ilk kez gözlerimin içine? Senden teklif beklememiş olmam değil miydi, beni diğer kadınlardan farklı kılan? Sıcakkanlı oluşuma kapılmamış mıydın; ne yani bu da mı yalan? Yahut sıcak çikolatalarımızı yudumlarken tüm hayatımı birkaç dakika içinde özet geçecek kadar çenesi düşük hallerim değil miydi hayranlıkla izlediğin? "Uf, yine çok konuştum farkındayım. Başını şişirdim değil mi?" dediğimde, sen değil miydin "Yapılmış en güzel besteden daha güzel senin sesin." diyen? 

Hepsi çok kısa zaman sonra geçmişte kaldı zaten. 

Evlilik aşkı öldüren bir tür zehir midir yoksa o kutsal birlikteliği zehir eden çiftler midir bilemem. Tek bildiğim, evlilik bir tür milat. Öncesi hoşgörü ve sihirlerle dolu. Bol gözyaşı ve hayalkırıklığı ise kaçınılmaz sonu. 

Zira evlendikten sonra ben hiç değişmedim. Sen de öyle... Bakış açılarımız değişmeye başladı günden güne. Benim sıcakkanlı oluşuma kızdın mesela önce. "İnsanlarla arana mesafe koymayı öğren artık!" dedin, emir verircesine. Kötü geçmiş bir gün sonrası eve geldiğinde konuşuyor olmam bile yormaya başladı seni git gide. "Lütfen, dinlenmek istiyorum. Sonra konuşalım." der oldun. Oysa sen, yorgunken dahi severdin iyi bestelenmiş bir şarkıyı dinlemeyi. Evlendikten sonra sesimdeki tempo da mı değişti sevgili?

Asla çözemeyeceğim yığınla soru arasında empati kurmaya da çalışıyorum aslında. Hiç unutmam nişanlıyken biz, beni kıskandığın için otuz iki dişim görünür bir gülümseme ile dolaşmıştım tüm gün. Öyle ki havalara uçmuştum, beni sevdiğinin kanıtıydı gördüğüm. Tuhaftır, sonraları şikayetlerim hep bunun üzerineydi. Kıskançlık krizlerinden dert yanıyordum psikoloğuma. "Ruh hastası gibi davranıyor, ne yani tüm erkeklerin gözü bende mi sanki?" diye hiddetleniyordum arada. Bana olan sevgin beni bile yormaya başlamıştı belki de. Bunu kabul etmek, hâlâ güç gelir aslında bana.

Bilirsin, empati konusunda çok da iyi sayılmam. Yine de deniyorum hatalarımızı iki eşit parçaya ayırmayı. Hassas bir terazi kadar iyi olamasam da benim de suçum vardı olanlarda aslında. Şimdilerde sorguladığım, haklı-haksız dengesi de değil. Merak ettiğim şey, evlilik denen bilmecenin asıl cevabı. Evet, henüz birçoğunun keşfedemediği bir cevap olmalı. Biz çok aradık, çok kıvrandık çözebilmek için. Beceremedik ve sonunda yenildik. 

Senden sonra bolca şiir yazdım. Kitaplarım en çok satanlar listesine giremedi hiç, ama zaten bunun da bir önemi yok benim safımda. Zira yapılmış en güzel besteler dahi eskiyorsa bir gün, geçmişe feda edilebilecek kelimelerim de tükendi zaten gün be gün. 

Evlilik neleri öldürüyorsa artık, hepsini gömdük hayali mezarlara. Sahi, eskisi kadar sıcakkanlı değilsem senin üzerimde bir etkin var mı hâlâ acaba?

Kişiliklerimizden ödün vermemek için üstüne basıp geçtiğimiz aşk, alınmaz mı şimdi buna? Madem değişebiliyorduk, neyin savaşıydı verdiğimiz?

Yahut, madem değişecektik, neden birbirimizi en doğal hallerimizle sevdik?


İmza: Evliliği aşkını öldüren kadın.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

✿ Ziyaretçiler

FeedBurner

Add to Google Reader or Homepage

Recommended Post Slide Out For Blogger
 
BlogOkulu Gadgets