31 Ekim 2011 Pazartesi

Ölümsüz Kızın Sekiz Paragrafı

www.tips-fb.com




"Bunu sen yazmamış olsan, iki dakika sonra bırakırdım yazıyı."






"O niye o?!"
"Ama okumadığıma pişman olurmuşum. Ne demek istediğimi anladın mı? Bence çok güzel, hem de çok!"

Önce anlamadım. Kimi zaman ipin ucunu kaçırıp fazlaca soyut yazılar yazdığımdan, yine böyle bir durumla karşılaştım sandım. Yüzüm düştü, hevesim atmosfere karıştı. 

"Anlamadım, giriş mi kötü yani?"
"Giriş bölümü çok uzun bence."
"Küt diye mi girseydim?"
"Aşkım, bu sadece benim yorumum. Ben anlamam zaten."

Derin bi' iç çekiyorduk o sırada, henüz şekilsiz olan yazar kimliğim ve ben. Beni her zaman anlayan insan, anlamaz mıydı hiç kelimelerimden?

"Okuyucu olarak söylüyorum. Sekiz paragraf var bence konunun girişine, sekizden sonra başlıyor aslında konu. Sekizden sonrasına mükemmel diyorum."


Mükemmel kelimesi gülümsememe yetse de bir miktar, ondan önce söylenmiş sözler vardı nihayetinde. Hepsi bana bir şey anlatmaya çalışıyor gibiydi ama ben duymak istemiyordum hiçbirini sanki.


Sevgilim derdini anlatmaya devam etti:


"Ama adam sekizden sonrasını okumak için oraya kadar neden gitsin diye sordum kendime. Cevap bulamadım, bırakırdım ben."

Bırakmamıştı yine de. Okumuştu ne varsa, sırf ben yazdım diye.

Peki onun dışında kaç kişi daha sabredebilirdi ki koca yazıdan kopmuş bir paragraf öbeğine?

Cevabı biliyorum: Neredeyse hiç kimse!


Sırf bu sebepten sildim yazı başında sırıtan o sekiz paragrafı. Madem baktığımda benim gördüklerimi okuyucuya aksettiremiyorlardı, benim yazımda ne işleri vardı? 


Yine de toptan yok etmeye kıyamazdım hiçbirini. Bir sürü kelime bir araya boşa mı gelmişti? Hepsi benimdi; benim hislerim, benim analizlerim, benim kelimelerim... Her yazımda yeni bir doğum yapıyor gibiydim. Sancılarım da oluyordu üstelik, düşündüğümü olduğu gibi anlatabilmek adına kıvrandığım da oluyordu benim. Bu sebepten her yazımda ayrı bi' hevesim vardı illa ki. Bir annenin, çocuğuna duyduğu heves gibi... 

Hangi anne evladını, hayırsız olsa dahi, söküp atabilirdi ki?


İşte, böylesine yoğun benim de yazdığım herbir kelimeyle ilişkim. Şaşırma sakın sevgilim, kızımızla ilişkim çok daha iyi olacak ileride; seve seve söz veririm. Lakin bilesin, kelimelerimle arama sen dahi giremedin. Sadece bir yerden başka bir yere naklettim onları. Kulaklarına da fısıldadım, gittikleri yeni yerin onlara daha çok yakışacağını. Biliyorum, biliyorum... Senin kelimelerimle bi' derdin olmadı asla. Zaten kalbine bu kadar derin nasıl yerleşirdim, onlar olmasa?

Şimdi, bahsi geçen o sekiz paragrafı yazılarım arasına almaya çalışıyorum. Kafalarına güzel bi' başlık ve minik ayaklarına imzamı atmam yeterli olacak sanıyorum.

Küsmüyorlar neyse ki. Gereksiz alınganlıkları da yok, bekliyorlar Dünya'ya gelecekleri saati. Öyle ki, günsüz doğmuş gibi hissediyorum her birini. Günü geldiğinde kendilerine bir yer edinecekler. Ve soluk alıp verişlerime eşlik edecekler.


Gün olur da soluğum tükenirse, yerime yaşamaya devam edecekler.


Belki de bundandır, alabildiğine yazmak istiyor olmam. Gittiğimde ardımda bıraktıklarım gür nefesli olmalı, öldükten sonra da beni yaşatacak kadar. 

Ve belki de bu yüzdendir yazılarımın makyajlarını sürekli tazeleyişlerim. Ben giderken, onların güzel yüzlerine bakıp gurur duyabileyim.

Ne zaman giderim/gideriz bilemem ama, yazdığım en gereksiz paragrafın bile ölmeyeceğini bilmek ölümsüzmüşüm gibi hissettiriyor bana.


Benim için ölümsüzlük, doyasıya yazmak galiba.


Ve kelimelerden yapılmış heykeller bırakmak ardımda...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

✿ Ziyaretçiler

FeedBurner

Add to Google Reader or Homepage

Recommended Post Slide Out For Blogger
 
BlogOkulu Gadgets