3 Mayıs 2011 Salı

Bırak, Bir Son Olmasın

www.tips-fb.com








Uzak sonlara yetişmek isterken, yanıbaşımdaki başlangıçlardan olmuşum meğer.







Yağmur sonrası sokaklarda yürümekti benim zaafım. Öyle bir yerde dururdu ki damlalar, her birini toplayasım gelirdi kaldırımlardan. Geçmişin hüznünü bir bir damlalara hapseden bir deli misali, oraya buraya dağıtmak isterdim saçmalıklarımı. Yenilenmezdim belki ama eskiyi de satardım bedavaya. Toprak kokusu olurdum önce, sonra da bir damla misali buharlaşırdım öylece. 

Elimde mürekkebi bitmiş kalemimle dururken masa başında, penceremden izlediğim nemli havayı anlatıyordum satırlarıma. Mürekkebi nereye sakladığımı hatırlamaya çalıştığımı fark ettiğim an kendine geldi düşüncelerim. Çekmecemi karıştırmaya başladım, siyah mürekkebimdi aradığım. Tüm renkli mürekkeplerimi buldum da, sadece siyah olanı bulamadım. Renklenmek istemiyordum oysa, bugün kapkara olmalıydım.

Arkamdan sessizce beni izleyen sevgilimin soluk sesiyle kendime geldim. Uzun ve yorucu çalışmalardan arda kalan zamanlarda onunla olmak için fırsat kollayan sanki ben değildim. Yazarken onu ihmal etmiştim.

"Dışarıda yağmurdan boyaları akmış bir maymun var."
 "Oysa daha geçenlerde pembeye boyamıştık biz onu, bu kadar çabuk mu kaybetmiş rengini?"
 "Bence ellerimizle baskılar yapmak yerine, tümden pembeye boyamayı deneyelim."
 "Olur."
 

Kolumdan tutup pencereye götürdü beni. Yanımda durdu ve camdaki buğuyu sildi. Dışarısı soğuktu belli ki. Hafifçe çiseleyen yağmurda bomboştu sokaklar. Oysa şiddetli değildi yağmur, neden kaçıyordu insanlar?

"Islansak şimdi keşke."
 "Hemen hasta oluyorsun. Böyle iyi."
 

Hastaydım ben belki de. İçime atıyordum tüm mikroplarımı ve iyiymişim gibi görünüyordum. Arada bir dışıma vuran ateşimi, grip sanıyordu herkes. Ben gülümsüyordum.

"Ne yazıyordun?"
 "Yağmuru."
 "Bitirebildin mi?"
 "Hayır, kelimelerim bitmiyor ki. Sonuna ulaşamıyorum. Yazacak çok şey var onunla ilgili. Zaten sona varsam da nereye bağlayacağımı bilmiyorum."
 "Ateşin mi var senin?"
 "Bir son bulabilseydim, hastalığımı görmezden gelebilirdim."
 

Başını omzuma yasladı. Günün kasvetini parçalamak istercesine gülümsedi. Oysa bugün ilk kez ciddi gibiydi. İlk kez yağmurla birlikte ağlamak istediğimi fark etmişti. Şimdi gülümsüyordu. Komik olan neydi?

"Neden bir sonu olsun ki yazının?"
 "Bitmez o zaman."
"Bitmesin."
 "İnsanlar ne düşündüğümü bilsinler istiyorum. Havada mı kalsın?"
 "Düşünceyi kısıtlıyorsun."
 "Düşündüğümü anlatıyorum."
 "Ben bir yazar olsam, romanımın sonunu yazmazdım. Herkes istediği şekilde bitirirdi."
 

Yüzüne baktım söylediği şeyi anlamak istercesine. O bana bakmıyordu, dışarıda hızlanmaya başlayan yağmuru izliyordu. Yüzündeki tebessüm kaybolmamıştı, beynimde çakan şimşekler kadar parlak ve şiddetliydi yüz hatları.

Bir süre sessizce izledik yağmuru. Sonra sessizce çıktı odadan, beni yalnız bıraktı. Beynimde irdelediğim gerçekle baş başa kalmamı istiyor gibiydi. Beynim, artık sağır ve dilsizdi. Konuşamazdım ben de tıpkı onun gibi. Masama geçtim. Elimi uzattığım ilk çekmecede bulduğum lacivert mürekkeple doldurdum kalemimi. Yarım kalan yazıma devam etmeliydim. Ya da yarıda bırakmalıydım aslında, sonunu getirmemeliydim.



Yağmur hızlandı, ben yazdım. Yağmuru kâğıda anlattım. Yazım bittiğinde, sonunda şu paragraf vardı:



Damlalar beni içine hapsetmese de önemi yok. Ben olduğum yerde gülümsemekteyim çünkü. Bir gitarın tellerindeki sesler kadar manidar değil hayat. Onu manidar kılan aslında benim. Merak ettiğim şey şu: Her şeye bir son yakıştırmadan yaşayabilir miyim? Başlangıçları severim. Peki ya nedir sevmediğim sonlara hazırlanma sebebim?



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

✿ Ziyaretçiler

FeedBurner

Add to Google Reader or Homepage

Recommended Post Slide Out For Blogger
 
BlogOkulu Gadgets