7 Nisan 2012 Cumartesi

Pembe Taç

www.tips-fb.com


Aşka dair ne sorduysak hayata, hiçbir cevap alamadık ya... Tüm cevaplar pembe bir taçta ve birkaç nüansta saklıymış aslında.







Aynaya baktı genç kız. Nemli banyonun ılıklığında, yüzünü seyre dalmıştı. Saçlarını kontrol etti, özenle yerleşmiş gibiydi her bir teli. İnceledi, inceledi... Hiçbir sorun olmaması gerekti. İçine sindiğinde saçının son hali, tacını aldı eline, özenle yerleştirdi. Tarakla saçının arkalarını düzeltti. Birkaç dakika daha harcamıştı saçları için. Biraz sonra artık hazır gibiydi. Son birkaç bakış daha attı aynadaki suretine ve kapıya yöneldi.


"Bebeğim!" diye haykırdı oğlan. Kız bu tepkiyi beklercesine gülümsedi çaktırmadan.
"Efendim?"
"Nasıl şeker olmuşsun sen!"
"Tacım da pembe bak, yeni aldım. Yakışmış mı?"
"Sana yalvarıyorum, evlendiğimizde de hep böyle şeyler tak saçına."


Gülümsedi kız. Sevdiği adamın onu beğenmesi kadar mutlu etmiyordu hiçbir şey. Ne zaman berbat hissetse kendini, sığındığı kollara teslim olmak isterdi. Öylesi sıcaktı sığınağı, öylesi güzeldi. 


*-*-*-*-*


Aynaya baktı genç kız. Dağılmış banyonun soğuğunda, yüzüne bakıyordu uzun zamandır ilk kez. Göz altları morarmıştı sanki. Saçlarını bırak taramayı, yıkamayalı aylar olmuş gibiydi. Sadece yüzü değildi soluklaşan, saçının her telinde yorgunluğu yaşıyordu o an. Biraz daha dikkatle baktı kendine. İnceledi, inceledi... Düşündüğünden daha fazla acıyor olmalıydı içi. Belki biraz soğuk su, içindeki ateşe iyi gelebilirdi. Yüzünü yıkadı. Yeniden aynaya baktı. Değişen tek şey, ıslanmış suratıydı. Biraz sonra artık üşümeye başlamıştı. Üşümek iyi gelirdi böyle zamanlarda, yeteri kadar deneyimliydi nasıl olsa. Havluya ters bir bakış attıktan sonra arkasını döndü ve ıslanmış suretini de yanına alıp banyodan çıktı.


"İyi misin?" diye sordu bir ses, "Çok mu kötü miden?"
"Geçer." dedi usulca kız, "Elbet geçecek."
"Doktora gidelim hadi."
"Gerek yok, iyiyim ben."
"İyi değilsin bence, yüzün solmuş."
"Saçlarım berbat halde. Onlara üzüldüm sadece."
"Bi' duş al istersen, iyi gelir belki."


Ne yani, onu bu hale getiren sebebi unutup bir miktar suyun altında mı iyi olacaktı ki? Su yaşam için gerekliydi ama bu kadar işlevli miydi? Duşun altında akıp giden kirleri gibi, acılarını da alır mıydı su? Temizlik olmasa da olurdu, ona gereken unutma banyosuydu. 


*-*-*-*-*


"Hepsi aynı!" diye haykırdı kadın, "Al birini vur ötekine!"
"O farklıydı." diye fısıldadı kız, kadın hiddetinden duymadı bile. 
"Ah Necmi de çok dolandıydı peşimde. Ben kapıdan kovdum, o bacadan girdi. Sonuç ne? Tırnaklarını yiyen, elinde sigarayla gezen, hastalıktan kurtulamayan, zayıflıktan kırılan bir ucubeye döndüm!"
"Sevmiş miydin?"
"Sevmedim ayol, köpeği oldum köpeği!"


Genç kızın beyninde canlanan şey, eski bir anıya aitti.


"Havla hadi, çok seviyorum o halini."
"Hav, hav..."
"Olmadı. Küçük bi' köpek yavrusu gibi olsun. Hadi."
"Hav hav hav..."
"Yerim ben seni! Bebeğim benim!"


Kısa bir sessizlik oldu. Kocasından şikayet etmekte olan kadın susmuş, cevapları genç kızın buğulu gözlerinde arıyordu.


"Ne sustun be?"
"Köpekliğin boyutu önemli mi?"
"O ne demek kız?"
"Büyük köpek yahut küçük köpek... Ben küçüktüm de..."
"Al buradan yak. Kız sen manyak mısın?"
"Öyleyim."


Yol boyunca yürüdü kız. Adımlarını saydı bazen. Yol uzadıkça düşünceleri de genişliyordu zaten. Bu yüzden iyi geliyordu yürümek ona. Bu yüzden yürümek istiyordu, ne zaman canı sıkılsa. Pembe tacı geldi aklına, nereye koymuştu onu acaba? En son ne zaman saçlarına taç takmıştı sahi? En son ne zaman köpek taklidi yapmıştı ki?


Hatırlayamadı. 


Öyle uzun zaman olmuştu ki... Kaldıramadı o kadarını hafızası.


O yolda yürürken tek bir soruya cevap bulabilmişti aslında. Lakin bu cevabı bulmakta da çok gecikmişti galiba.


"Beni hiç sevmedi." diye sayıkladı, "O, hayalindeki kıza bende can vermek istedi."


"Pardon, bana mı seslendiniz bayan?"


Genç bir adam, kızın yanında durmuş şaşkın gözlerle bakıyordu ona. Kendi kendine konuşurken biraz daha temkinli olmayı öğrenmeliydi aslında.


"Ha... Hayır."
"Sanki bi' şey söylüyor gibiydiniz de. Bana seslendiğinizi sandım. Afedersiniz."


Genç adam iyi günler dileyip devam etti yoluna. Kız da yürümeye başladı yeniden, ağır adımlarla. Düşündükçe kuruyordu kafasında. Kurdukça bilmediği bir dehlize sürükleniyordu adeta. Keşke konuşabilseydi her şeyi, herkesle. Keşke tek sırdaşı kendisi olmasaydı böyle.


Eve geldi. Kapıyı açan kimdi, çıkaramıyordu şimdi. Gözlerine bir perde inmişti. Oysa bilmeceler çözüldükçe daha çok kapı açılırdı oyunlarda.


Hayat bir oyun diyenler, haksız mıydı acaba?


Oturdu yatağına. Duvara baktı usulca. 


"Sevdiği ben değildim." dedi, "Beni hiç sevmedi."


Duvardan bir tepki bekler gibiydi. Birkaç saniye bakıştı soğuk taşlarla. Ve devam etti:


"Sevdiği ben olsaydım, evlendiğimizde taç tak demezdi bana. 'Sen ne takarsan tak, güzelsin benim için.' derdi. Sevdiği ben olsaydım, beni sevme nedenini unutmazdı. Cana yakınım diye aşık olmuştu ya bana... Cana yakınım diye defalarca kızdı köpürdü sonra. Beni sevseydi beni ben yapan şeyleri de severdi, onun gibi olmamı beklemezdi. O sadece kendisini sevdi. O hayalindeki kızı sevdi. Bu yüzden hep sipariş verdi, hep hayalindeki kadını tarif etti. Sıkışıp kaldım onun kalıplarında. Sevdiği hiçbir zaman, ben olmadım aslında."


Duvar donuk donuk baktı kızın yüzüne. Dili olsaydı eğer, hak verirdi söylediklerine.


Çünkü kız itaat ettiği kadar sevgi görmüştü bu zamana dek.


Ve oğlanın kafasındaki kız kadardı sevgi demek.


Kız ne zaman ki o kızdan başka biri oldu, ne zaman ki kendi vücudunda hayat buldu... o zaman tükenmişti onlar için son aşk umudu.


Ve aşk öyle bir sessizlikle bitti ki... Faili her zaman meçhul oldu.





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

✿ Ziyaretçiler

FeedBurner

Add to Google Reader or Homepage

Recommended Post Slide Out For Blogger
 
BlogOkulu Gadgets