1 Ağustos 2012 Çarşamba

Yoktan Seçmeli

www.tips-fb.com




Çoğumuzun hayatında diğer seçenek hiç olmamıştır aslında. Seçimlerimiz zaten bellidir ve seçemediklerimiz bizi asla affetmeyecektir.






Kan kaynatmaktan öteye geçip önüne gelen ne var ne yoksa kaynatan, hatta buharlaştıran sıcaklar, beynimi de deforme etmiş olacak ki göğüs kafesimde aygın baygın yatan kalbimi şaha kaldıracak bir tek ilham kırıntısı dahi uğramadı odama. Ta ki dün akşama dek...


Köhne bir bodrum katında yosun tutmadan hayatta kalmaya çalışan kaderimin yakasından tutup koca bir yol ayrımına getirişim, sadece kendime eziyet etmek amaçlı değilmiş demek ki. İnsan bazen dirilmek, canlanmak yahut uyanmak için de hayatın taşrasına girermiş. Ha bunu bilmiyor değilim. Ne zaman boyumdan büyük acı çeksem hep bu gerçeğin haklılığıyla irkilir, kendime gelirim. Lakin bu defa işler düşündüğümden de farklı.

Durduğum nokta öyle bir yol ayrımına açılıyor ki hangi tarafa yürüsem diğer tarafım acıyacak. Bu halim bana O Kadın filmindeki o meşhur repliği hatırlatıyor:

"Ne seçersen seç, aklın hep seçemediğinde kalacak."

İşte elimde avcumda ne varsa hepsi bu bi' cümleye sığmış durumda. Bir cümlelik bir hayatı yaşıyorum şu anda! Ne zormuş Allah'ım böylesi bir darlıkta insanın kendine yer bulabilmesi. Bir bakıma olgunlaşmak ve karar verme gücümü kuvvetlendirmek için hayatımın önüme koyduğu oyunlardan biri gibi görebilirim bu durumu aslında. Ama bari hayat oyunu, bu kadar yoktan seçmeli olmasaydı.

Durduğum yola gelince... 

Bir yanımda deliler gibi istediğim, elde ettiğimde beni tatmin edeceğinden şüphesiz olduğum, onu elde etmek uğruna çılgınca ve cesurca planlar yapmaktan kaçmadığım, hayalimin mesleği... Hayatımda bir daha, bu kadar yaklaşamayacağım belki de ona asla. Tam karşımda, yaşamayı düşlediğim şehirden iki saat uzakta beni bekliyor, olağanca ihtişamıyla.

Öte yanda -yine- deliler gibi istediğim, onunla olduğumda boğazıma kadar huzura battığım, kavgasını da sükunetini de sevdiğim, yıllanmış hayalim, sığınağım, dalgalı bir deniz kıyısında da olsa limanım... Sevdiğim adam... Eros'un fırlattığı kanlı aşk oklarını gözlerimizde sakladığımız yığınla yıl sonrasında aynı şehirde yaşama ihtimalimiz burnumuzun ucunda. Öyle zamanlar oluyor ki acının dibine vuruyorum. Lakin birkaç hafta sonra onunla sabah kahvaltıları yapacağımı, bir telefonla yanımda olacağını, onu her gün görme ihtimalimi düşündükçe heyecandan ölüyor, tüm sıkıntıları bir kenara itiyorum. Öylesi iyi geliyor bana. Bana, ruhuma ve hatta fiziksel ağrılarıma..

Çocukluğumdan beri eş ve iş konusunda şanslı biri olmayı diledim durdum. Sağlık hepsinden öte tabii ama bir insanı rezil ve vezirlik ayrımına getiren de bu iki seçim galiba. Şimdi ben birinden vazgeçmek, yahut en azından birini ertelemek durumundayım. Beni tanıyanlar az çok bilir; kimi ya da neyi seçeceğim tüm sancılarıma rağmen bellidir. Yine de karın ağrılarıma söz geçirmek öyle zor ki... Seçmediğim tarafın ağrısı hep sürecek, beni bitirecek, çürütecek gibi!



İşte, böylesi bir seçememe halindeyim şu sıralar. Aslına bakılırsa insanın aşkla, tutkuyla istediği şeyleri olması müthiş! Tutkulu olmak müthiş! Tutkular müthiş! Ama görünen o ki hayat çifte tutkulu yapmıyor hiç kimseyi. Herkesin hayatına sıkı bir tek tutku yeterli.

Dün akşamki ilham kaynağıma gelince... Süt kokulu bir bebek sadece. Sadece demem boyutunun küçüklüğünden. Yoksa bana çok şey anlattı bilmeden. Durduğum yol ayrımında, bana ait olmayan güzel bir bebeği aldım kucağıma. Annesine baktım, babasını süzdüm. Ne kadar şanslı olduklarını düşündüm. Bir gülümseyişi benim dahi ayaklarımı yerden kesti. Benden hiç gitmesin, hatta benim olsun istedim. Benim olsun... Benim... Benim olması için her şeyi yapabileceğimi gördüğümde beyin kıvrımlarımda sıkışıp kalmış tüm jetonlar düştü birden bire. Bu bebek, bu melek; bir aşkın meyvesiydi. Ve gördüm ki benim aşkım dolmuş taşmış, meyve vermek için sabırsızlanıyor haldeydi.

Hiçbir kalbe iki aşk birden sığmazmış, anladım. Neyi, kimi seçeceğim belli. Ama yine de aklım, sadece acısını seçebildiğim o seçenekte. Canımı hep yakacak, ardından ağlayacağım belki, belki de pişman olacağım deliler gibi. Gün gelecek aptallık ettiğimi düşüneceğim. Ama yine de onu seçemeyeceğim.

"Aşk mı, kariyer mi?" sorunsalında ben çoktan aşkı seçtim.

Belki de bu dünyanın romantik ve sıradan insanlarından biriyim. Aykırı, cesur ve inatçı olmayı beceremedim. 

Çocukluğumdan beri benden isteneni kendime veremedim.

Yine de neyi en çok istediğimi bilmekten dolayı bir rahatlık var içimde.

Yine de seçemediğim şeyin acısı şimdiden yüreğimde.

Derinlerde...



Dinlediğim: Yoruldum
İzlediğim: Kendi Hayatım :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

✿ Ziyaretçiler

FeedBurner

Add to Google Reader or Homepage

Recommended Post Slide Out For Blogger
 
BlogOkulu Gadgets